Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi’ne yaklaşırken küresel hükümetler ve uluslararası aktörler; “yeşil finansman”, “emisyon pazarlıkları” ve “teknolojik uyum” başlıklarında resmi diplomatik hazırlıklarını sürdürüyor. Ancak resmi programın hemen yanı başında, sivil toplumun ve halkların sesini yükselteceği “Halkların İklim Zirvesi”nde çok temel bir gerçeğin altı çiziliyor: İklim krizi esasen bir su krizidir ve su yönetimi yalnızca teknokratik masa başı kararlarıyla yürütülemez.